
Güzellikler Şehri Hz. Ali (RA)
________________________________________
"Çocuktum henüz, O beni bağrına basar, yatağına alırdı... Beni koklardı; lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu nasıl anasının ardından giderse, O'nun ardından giderdim. O, her gün bana huylarından birini öğretir ve O'na uymamı buyururdu. Her yıl Hira dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. O'nu ben görürdüm, başkası görmezdi."
________________________________________
"Çocuktum henüz, O beni bağrına basar, yatağına alırdı... Beni koklardı; lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu nasıl anasının ardından giderse, O'nun ardından giderdim. O, her gün bana huylarından birini öğretir ve O'na uymamı buyururdu. Her yıl Hira dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. O'nu ben görürdüm, başkası görmezdi."
Ne büyük lütuftu bunlar... Bizzat kendisi anlatmıştı. Çocukluk yıllarından itibaren Sevgililer Sevgilisi'nin kokusu ile büyümüş, O (s.a.v.)'nun tarafından çok ama çok sevilmiş, özenle yetiştirilmişti. Aradan yıllar geçmişti. Bir gün Kutlu Elçi akrabalarını toplayarak:
"Allah-u Teâlâ, sizi O'na davet etmekle Beni görevlendirmiştir. Sizlerden hanginiz, aranızda Benim kardeşim, vâsim ve halifem olmak istiyor?" buyurduğu vakit kimseden ses çıkmamıştı da, en küçükleri olmasına rağmen Hz. Ali (k.v.), "Ya Rasûlallah! Ben senin yardımcın olmak istiyorum." diyerek öne çıkmıştı.
Allah'ın Habîbi bahar serinliği taşıyan misk kokulu elini bu cesur çocuğun boynuna koyarak şöyle buyurmuştu: "Bu şahıs, Benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; sözünü dinleyin ve emirlerine uyun." Böylece O (k.v.) İslam'ın yücelikleri ile tanışan imanlı yüreklerin ilklerinden olma şerefine erişiyordu. İlâhî terbiye ile edeplenmiş, insanlığın övünç kaynağı olan Sevgili Rasûl (s.a.v.)'ün bu iltifatları boşuna değildi. O (k.v.), gerçek kulluk için gereken bütün husûsiyetler ile donanmış örnek bir kişiliğe sahip idi. Öyle ki; Kâinâtın Efendisi, O'nunla sadece çocukluğunda değil damadı olduktan sonra da çok yakından ilgilenmiş, O'nu çok sevmiş ve taltif etmiştir.
Nitekim; Hz.Ali (k.v.), Rasûlullah (s.a.v.)'ın göz nuru Fâtımâtü'z-Zehrâ ile evlenmek istediği vakit Cebrail (a.s.), Rasûlullah'ın yanına gelerek şöyle demişti: "Ey Muhammed! Fatıma'yı Ali ile nikahla! Allah Teala, Fatıma'yı Ali için, Ali'yi de Fatıma için beğenmiştir." Yüce kudretin beğendiği bu nikahı Rasûlullah (s.a.v.) da derhal onayladıktan sonra, şu güzel dua ile kızını ve damadını ödüllendirmişti: "Allah'ım! Bu ikisi, yaratıklarının Benim yanımda en sevimli olanlarıdırlar. Onları sev, evlatlarını çok bereketli et, kendi tarafından onlara bir muhafız kıl! Ben onların her ikisini ve evlatlarını kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum."
Bu duanın bereketi ile O (k.v.) öyle güzel bir kul olmuştu ki! Geceler dosta, seherler vuslata dönüşmüş idi. "Hz. Ali geceleri çok az uyur; gece ve gündüzleri uzun süre Kur'an okurdu. Canını Allah yoluna adamıştı. Allah'ın azameti karşısında sürekli göz yaşı dökerdi. Kendisini başkalarından saklamazdı. Yakınlarına son derece şefkatli idi. Kendisine zulmedenlere karşı da sert davranmazdı. Yakından tanıyanlar, O'nu gecenin en sessiz vaktinde kendisini yılan vurmuş bir insan gibi iki büklüm ve mahzun bir halde Allah korkusundan ağlarken görür ve şöyle dediğini işitirdi:
"Ey dünya! Bana mı cilve yapıyorsun, beni mi kendine meftun etmek istiyorsun? Heyhat! Benim sana ihtiyacım yoktur; sana üç talak vermişim; artık sana dönmem mümkün değildir." Sonra şöyle buyuruyordu: "Vah azığın azlığından, seferin uzunluğundan, yolun zorluğundan!" Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği,
Rasûlullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras, O'nu yüzyıllardır sevenlerinin dilinde ve gönlünde destansı bir kimliğe büründürmüştür. "Zülfikâr" adı verilen meşhur bir kılıcı vardı ve bu kılıcın ağzı iki çatallı idi . Zülfikâr, Hz. Ali'ye bizzat Rasûlullah (s.a.v.) tarafından hediye edilmişti. Zülfikâr'la gösterdiği kahramanlıklar sebebiyle Hz. Ali (r.a.); Allah'ın aslanı anlamına gelen Esedullah lâkabıyla da anılırdı. Bütün bu üstün özellikleri ve güçlü kimliğine rağmen son derece mütevazı ve edep sahibi bir insan-ı kâmil idi O (k.v.).
No comments:
Post a Comment